Hititlerin İlk Yerleşim Yeri Neresidir? İzmirli Bir Gençten Mizahi Bir Bakış
Hadi şimdi biraz tarihe bakalım. “Hititler kim?” diyecek olursanız, ben de size “Ne bileyim, zamanında orada yaşamış adamlar işte!” diye cevap vermem tabii ki. Ama işin şakası bir yana, Hititler, Anadolu’nun en eski medeniyetlerinden biri olarak tarihte önemli bir yer tutuyor. O zamanın insanları, yani bizim çok eski atalarımız, çok daha akıllı ve yaratıcıydılar. Şimdi ben burada, İzmir’de, pizza siparişi verirken bile saatlerce düşündüğümden bahsederken, bu insanlar bir ülke kurup tarih yazmışlar. Yani, öyle değil mi?
Şimdi ise soruya gelelim: Hititlerin ilk yerleşim yeri neresidir?
Hititlerin İlk Yerleşim Yeri: Hattuşa, Ama Önce Bir Kahve Alalım
Bazen kendimi tarihe batmış bir tip gibi hissediyorum, ya da şöyle diyeyim; biraz “sosyalleşmeye” çalışırken bir anda tarih kitabı okuyarak bir arkeolog havasına bürünüyorum. Her neyse, Hititlerin ilk yerleşim yeri sorusunu duyduğumda aklıma ilk gelen şey, “Acaba bunu arkadaşlarım bana sorarsa ne derim?” sorusu oldu. Çünkü normalde, “Hattuşa” demekle yetinebilirsiniz ama ben durup bir kahve içerek, bu cevabı tartışmak istiyorum. Neden? Çünkü Hattuşa’yı açıklarken size anlatacak daha çok şeyim var.
Hattuşa, bugün Çorum il sınırlarında, Boğazkale köyü civarında bulunan bir höyüğün adı. Yani bir bakıma, Hititlerin başkentlerinden biri olma yolunda ilk adımlarını atmışlar ve hatta burası, Hititlerin “başkent” olarak kabul edilen yerlerden biri. Ama tabii ki, o zamanlar hâlâ altyapı eksikliği varmış. Mesela Hattuşa’da, o zamanlar çöp konteynerleri falan yoktu. Araba park yeri de zayıf, her yer toprak yol ve sabah trafiği… Tabii o zamanların sabah trafiği dedik ama, eğer Hititler günümüzde yaşıyor olsalardı, sanırım internet üzerinden o kadar fazla araştırma yapmazlardı, ama neyse, o zaman konuyu fazla dağıtmayalım.
Hattuşa: Bir Başkent Olmadan Önce Bir Yerleşim Alanıydı
Hattuşa’nın tarihini biraz daha yakından inceleyelim. Hattuşa, gerçekten de bir zamanlar Hititler’in başkenti olmuş ama öncesinde sadece bir yerleşim yeriymiş. Nasıl mı? Düşünsenize, evinizin ilk zamanları, her şey dağınık, düzen yok, ama bir gün bir baktınız ki, oturma odasında koltuklar, halılar falan yerleşmiş. Aynı öyle bir şey. Hattuşa da önceki yıllarda birkaç ufak yerleşim alanından oluşuyormuş, sonra biraz büyüyüp, başkent olmuş. Ama tabii, burası 2000’li yılların İzmir’ine benzemez, burada devasa taş yapılar, surlar, kapılar var.
Tabii burada biraz da şunu hatırlamak lazım: Hititlerin Hattuşa’ya yerleşmeleri, sanırım biraz da “Tarihin en güzel bölgesine yerleşme” yarışmasına katılmak gibiydi. Yani Çorum’daki Boğazkale civarındaki o coğrafya, o zamanlar Hititler için bir tür “İzmir’in sahil kenarları” gibiydi. O dönemde de köyler varmış tabii ama tabii bizim gibi Akdeniz’in güneşli günlerine dalıp, çayı soğutacak kadar vakti olan insanlar değillerdi.
Bir Yerde Başlamak Gerekir: Hattuşa’yı Keşfederken
Tabii ki Hattuşa’nın aslında nasıl ve nerede başladığını araştırırken, “Vay be, ne kadar derinmiş!” dedim. Gerçekten de zamanında bir yerleşim yeri olarak başlamış, sonra büyümüş, geliştikçe yerleşim alanlarının dışında tapınaklar, surlar, kraliyet sarayları inşa edilmiş. Şu an Çorum’daki Hattuşa’ya baktığınızda, bir tür kazı alanı gibi görünüyor, ancak tarihi olayları keşfetmek için harika bir yer. Sonuçta, günümüzün şehir planlamacıları da eskiden olduğu gibi, yeni yerleşim yerleri kuruyor, ama Hattuşa’daki gibi taşlarla uğraşmıyorlar tabii, her şey beton ya da çok katlı binalar.
Ama arada bir düşünmeden edemiyorum: Eğer Hititler bu kadar planlı ve dikkatli bir yerleşim yeri kurmuşlarsa, acaba bizim modern şehir planlamacılarımız da bu kadar dikkatli mi? Gerçekten de şehirciliği tartışırken bazen kendi şehrimi, İzmir’i göz önüne alıyorum. “Hadi gel bir İzmir’de gezin, sonra Hattuşa’da zaman geçirelim” desek, herhalde hemen iki tarafın da ruhu değişir, ikisi de bir diğerine alışmakta zorlanırdı. Biri tarihi taşlarla, diğeri beton bloklarla; ama hepimiz bir şekilde birbirimize alışırdık, değil mi?
Hattuşa’daki Eski Hayat ve Bugünkü Hayat
Biraz daha ciddileşelim (ama tam değil). Hattuşa’nın antik yerleşim yerinde, zamanın Hitit hükümdarları, halkın rahat yaşaması için çeşitli düzenlemeler yapmış. Çeşitli surlar, kapılar ve kuleler inşa edilmiş. Şimdi, günümüzde de şehir planlaması yapılan yerler hep düzenli, ama bazen taşlardan uzaklaşıp modernlik adına fazla betonla doldurulmuş gibi hissetmiyor musunuz? Hattuşa’daki taş yapılar ise bence hâlâ zamana meydan okur gibi. Biraz eski tarz olabilirler, ama o zamanki mimarilerin zarafeti, uzun süreli düşüncenin izlerini taşıyor.
Zamanla Hattuşa, Hitit İmparatorluğu’nun en önemli yerlerinden biri olmuş. Ama, tabii Hititler de biz gibi değillerdi. Bugün sabah kahvesi alırken, sabah trafiğinden şikayet ediyorum ama onlar zamanında sabahları sırf tanrılarına iyi niyet sunmak için kapılarını açıp tapınaklarına gidiyorlarmış. Yani, o zamanlar trafiği düşünmek yerine tanrılarla iletişim kurmaya çalışıyorlardı.
Sonuç Olarak…
Sonuçta, Hititlerin ilk yerleşim yeri neresidir? sorusunun cevabı, Hattuşa’dır. Ama bence bu sadece bir şehir ismi değil, aynı zamanda bir medeniyetin, bir halkın izlerini taşıyan büyük bir geçmişin de adı. Hattuşa, Hititlerin zamanında hem bir başkent, hem de bir yerleşim yeri olarak büyük bir anlam taşıyordu. Bugün, o taş yapıları, surları ve kalıntıları gezmek gerçekten de insana tarihsel bir yolculuk hissi veriyor. Yani bir şekilde, tarih içinde kaybolmuş bu eski şehirler de bugünün hayatına ilham veriyor, ona bir yön veriyor. İzmir’de bir genç olarak, her şeyin hep hızla gelişmesini istiyorum ama bu hızda kaybolmadan, geçmişi de anlamayı umuyorum.
Evet, Hattuşa, eski zamanların en gözde yerlerinden biriydi, ama biraz da bize “Geçmişi hatırlayın, ama geçmişin dışında da bir hayat var!” diyor. Hem de hiç de zorlamadan, büyük taşlardan ya da eski surlardan bir şey beklemeden.