Kariyerhabercisi olarak her zaman olduğu gibi, bu kez “Everest Dağı Canavarı gerçek mi” konusunda sizin yanınızdayız.
Kayseri’de Başlayan Merak: Yeti Efsanesi Hangi Ülkenin?
Kayseri’de kış erken gelir. Erciyes’in tepesi beyazlandığında şehir sanki biraz daha içine kapanır. Ben 25 yaşındayım ve böyle zamanlarda içimdeki merak daha da büyür. Defterime yazarken bile bazen kalemim yavaşlar, çünkü kafamın içinde tek bir soru dönüp durur: Yeti efsanesi hangi ülkenin?
Bu soru ilk bakışta basit gibi geliyor ama benim için hiç öyle olmadı. Çünkü bazı sorular bilgi için değil, insanın içindeki boşluğu doldurmak için vardır.
O dönem hayatım biraz dağınıktı. İş, arkadaşlar, geleceğe dair belirsizlik… Her şey üst üste binmişti. Ben de kaçışımı kitaplarda ve eski efsanelerde buluyordum.
Bir Kitapçıda Başlayan Garip Huzursuzluk
Bir gün Kayseri’de eski bir sahaf dükkânına girdim. Rafların arasından geçerken toz kokusu yüzüme çarptı. O koku bana hep geçmişi hatırlatır, nedense içimi hem huzurla hem de hafif bir hüzünle doldurur.
Bir kitabın kapağında büyük harflerle şu yazıyordu: “Himalaya Efsaneleri”.
Elimi kitaba uzattım. Açtığım ilk sayfada bir çizim vardı. Karlı dağların arasında dev bir siluet… İnsan mı, hayvan mı belli değil.
O an kalbim hızlı atmaya başladı.
Ve o soru tekrar zihnime düştü:
Yeti efsanesi hangi ülkenin?
Kitapta yazanlara göre bu varlık Himalayalar’da görülüyordu. Nepal, Tibet, Hindistan sınırlarının kesiştiği o devasa dağlar… Ama beni asıl etkileyen coğrafya değildi. O varlığın ardındaki yalnızlık hissiydi.
Çünkü o çizime bakarken garip bir şekilde kendimi gördüm.
Erciyes’in Gölgesinde Bir Hayal
O gün kitabı satın almadım ama zihnimde taşıdım. Eve dönerken Erciyes’e baktım. Dağ oradaydı, sabit ve güçlü. Ama içimdeki düşünceler çok daha hareketliydi.
Kendi kendime düşündüm:
“Bir varlık dağlarda tek başına yaşıyorsa, gerçekten vahşi midir yoksa sadece unutulmuş mu?”
İçimde bir huzursuzluk vardı. Hayal kırıklığı gibi değil, daha çok cevapsızlık hissi.
O gece defterime uzun uzun yazdım. Şunu hatırlıyorum:
“Belki de Yeti, insanların korktuğu bir canavar değil. Sadece yanlış anlaşılan bir yalnızlık.”
Yeti Efsanesi Hangi Ülkenin? Sorunun Derinliği
Araştırdıkça şunu öğrendim: Yeti hikâyeleri en çok Nepal ve Tibet bölgelerinde anlatılıyordu. Ama bu bilgi bile içimdeki merakı tam olarak doyurmadı.
Çünkü mesele ülke değildi.
Mesele, insanın bilinmeyene karşı hissettiği o tuhaf çekimiydi.
Ben bu efsaneyi okudukça kendi içime daha çok döndüm. Sanki Yeti, dağlarda değil de insanın zihninde yaşıyordu.
Ve ben bunu fark ettiğimde hem heyecanlandım hem de biraz korktum.
Gece Yarısı Gelen Düşünceler
Bazı geceler uyumak yerine pencere kenarında oturup dışarıyı izlerdim. Kayseri’nin sokakları sessizleştiğinde, zihnim daha çok konuşmaya başlardı.
O gecelerden birinde şunu düşündüm:
“Eğer Yeti gerçekten varsa, onu bulan kişi ne hissederdi?”
Korku mu?
Hayranlık mı?
Yoksa benim şu an hissettiğim gibi bir anlam arayışı mı?
İçimde garip bir umut vardı. Belki de Yeti sadece bir efsane değil, insanın doğayla kopan bağını anlatan bir semboldü.
Ama yine de net bir cevap yoktu. Sadece sorular vardı.
Yeti efsanesi hangi ülkenin?
Nepal dediler, Tibet dediler… ama ben her cevabın biraz eksik olduğunu hissediyordum.
Bir Yolculuk Hissi
Bir hafta sonu Erciyes’e çıktım. Amacım yürümekti ama aslında içimdeki karmaşadan uzaklaşmaktı.
Dağın yamacında yürürken rüzgâr yüzüme çarpıyordu. O an kendimi küçük hissettim. Ama bu kötü bir küçüklük değildi. Daha çok dünyanın büyüklüğünü kabul etmenin getirdiği bir sessizlikti.
Bir noktada durdum.
Gözlerimi kapattım.
Ve zihnimde o görüntü belirdi: Karlı dağların arasında yalnız bir varlık.
O an içimde bir şey kırıldı.
Çünkü fark ettim ki Yeti hikâyesi aslında bir yaratık hikâyesi değil. İnsanların bilinmeyene verdiği isimdi.
Ve bu düşünce beni hem rahatlattı hem de derinden sarstı.
İçimdeki Yeti
Eve döndüğümde uzun süre duş almadım. Sadece oturup düşündüm. Defterimi açtım ama yazamadım.
Çünkü artık şunu hissediyordum:
Belki de Yeti dışarıda değil.
Belki de insanın içinde, kimsenin anlamadığı bir tarafı temsil ediyor.
O taraf bazen yalnız, bazen güçlü, bazen de tamamen unutulmuş oluyor.
O gün kendime şu cümleyi yazdım:
“İnsan, kendi içinde kaybolduğunda bir efsane yaratır.”
Ve bu cümle beni derinden sarstı.
Kayseri’den Dünyaya Açılan Bir Soru
Kayseri küçük bir şehir gibi görünse de içinde büyük düşünceler barındırabiliyor. Ben bunu o dönem daha iyi anladım.
Çünkü artık sadece “Yeti efsanesi hangi ülkenin?” sorusunu sormuyordum.
Şunu da soruyordum:
“İnsan neden bilinmeyeni yaratır?”
Belki korkudan.
Belki yalnızlıktan.
Belki de hayata anlam katma isteğinden.
Ama hangi sebep olursa olsun, bu efsane artık benim için sadece bir hikâye değildi.
Bir aynaydı.
Sonra Gelen Sessizlik
Günler geçti. Kitaplar okudum, videolar izledim, farklı kaynaklara baktım. Ama her bilgi beni biraz daha içime çekti.
Nepal dağları, Tibet köyleri, eski keşif hikâyeleri…
Hepsi güzel ama eksikti.
Çünkü ben artık sadece coğrafya aramıyordum. Anlam arıyordum.
Bir akşam Erciyes’e tekrar baktım. Dağın zirvesi bulutların arasındaydı. O an içimde tuhaf bir huzur oluştu.
Belki de bazı soruların net cevabı yoktu.
Belki de önemli olan cevap değil, sorunun kendisiydi.
Ve ben o soruyu artık daha farklı hissediyordum:
Yeti efsanesi hangi ülkenin?
Belki Nepal’in, belki Tibet’in…
Ama en çok da insanın zihninin.