İçeriğe geç

Öd yenir mi ?

Öd Yenir Mi? Bir Umut ve Hayal Kırıklığı Hikayesi

Bir pazar sabahı, Kayseri’nin o sakin, ama bir o kadar da karışık sokaklarında yürürken aklıma takıldı. Öd yenir mi? diye bir soru… Basit bir soru gibi görünüyor, ama o an için içimde çok büyük bir anlam taşıyordu. O kadar karmaşık duygularla doluydum ki, o soruyu sormak bile bir arayışın, bir çözümün peşindeydi. Her şeyin bir anda değiştiği, hayal kırıklıklarının ve umutların iç içe geçtiği o sabah, hayatımda aldığım belki de en garip kararın arifesindeydim. Şimdi geriye dönüp bakınca, “Öd yenir mi?” sorusunun, hayatımda hiç tahmin etmediğim bir yere dokunduğunu fark ediyorum. Gelin, size o sabahı, o anı anlatayım.

1. Sabahın İlk Saatlerinde Hayal Kırıklığı

Sokaklar boştu. Kayseri’de sabahın erken saatleri çoğu zaman öyledir; insanlar henüz uyanmamış, yalnızca birkaç araba geçer. Bir an için, şehrin sessizliğini dinlerken, hayatımın sesini duydum. O kadar hüzünlüydü ki, duygularım kelimelere dökülecek gibi değildi. Günlerdir içimde bir şeyler büyüyordu, sanki bir şeyin eksik olduğunu biliyordum ama ne olduğunu bir türlü anlayamıyordum. Ve o sabah, nihayet bir şey fark ettim. Öd, aslında benim içimde biriktiğim hayal kırıklığının adıydı.

Çünkü bir şey vardı, ama neydi? O sabah annemle yaptığımız konuşma hala kulaklarımda çınlıyordu. “Öd yenir mi?” diye sormuştum ona. Annem, biraz şaşkın ama yine de sakin bir şekilde, “Neden sordun?” diye yanıtlamıştı. “Bazen, geçmişin yükleri, insanın içinde öyle biriktiği için yediği her şeyin tadı bir tuhaf oluyor,” demiştim. Sözlerimi fark ettim, gözlerim dolmuştu. Hayatımda belki de ilk defa, kalbimdeki yükü kelimelerle anlatabildiğimi hissetmiştim.

Çünkü öd, bir şekilde beni takip ediyordu. Geçmişin acıları, kayıplarım, insanlardan duyduğum hayal kırıklıkları; hepsi bir araya gelmişti. O an fark ettim ki, öd bir yiyecekten çok, benim içimdeki yılların birikimi, acılarımın bir sembolüydü. Öd yenir mi? Evet, belki de yediğim her şey, içinde öd barındırıyordu.

2. Geçmişle Yüzleşmek

Bir adım daha attım, sanki kendi içime doğru bir yolculuğa çıkıyordum. Kayseri’nin o pazar sabahı sokakları şimdi bana yabancı geliyordu. Hayatımı, yaşadığım şehri, yaşadıklarımı, kısacası her şeyi sorguluyordum. “Öd yenir mi?” sorusu artık sıradan bir merak olmaktan çıkmıştı; sanki bir çözüm arayışıydı. Kendimi, geçmişimle yüzleşmeye zorluyordum. Belki de ödü yediğimde, geçmişimi sindirebilecektim. Belki de bir adım atarak, eski acılarımı geride bırakabilecektim.

O gün, Kayseri’nin dışındaki bir köyde yaşayan eski bir dostumu ziyaret etmeye karar verdim. Ahmet, bir zamanlar çok yakın olduğum, birlikte çok şey paylaştığım bir arkadaşımdı. Ama yıllar içinde yollarımız ayrılmıştı. Ahmet’e bir mesaj attım: “Biraz konuşmak isterim.” O da hemen kabul etti. Yolculuk sırasında, kaybettiğimiz yılların üzerine düşündüm. Ahmet, benim ödümü anladığımı hissedebileceğim tek kişiydi.

Görüşmemiz sırasında, yılların nasıl geçip gittiğini konuştuk. “Biz aslında hiç kaybolmadık, değil mi?” demişti Ahmet. “Öd, her zaman içinde kaldı, sadece onu görmek istemedin.” O an, “Öd yenir mi?” sorusunun cevabını biraz daha yakından hissetmeye başladım. Geçmişin acılarını, hayal kırıklıklarını bir şekilde yutmuş ve üstüne daha fazlasını eklemişim. Bu, aslında bir yemek değil, içimde biriken bir öfkeydi. Ahmet’in sözleri bana ilham verdi: “Öd yediğimizde, belki de o acıyı sindirebiliriz. Ama her zaman yemekle değil, yüzleşerek.”

3. Yeni Bir Umut

Günler geçtikçe, ödün ne olduğunu anlamaya başladım. O soruyu sormak, bir içsel yolculuk yapmama sebep olmuştu. Artık ödün, ne geçmişteki bir acıydı, ne de sadece kayıplarımın bir yansımasıydı. Öd, bir tür kabullenme olmuştu. Bir yolculuk, bir kendini keşfetme süreci. Geçmişi yutmak yerine, onu kabul edip, yaşamın içinde bir yer edinmesine izin vermekti.

Kayseri’nin o sabahı, bana bir şeyler öğretti: Herkesin ödü farklıdır. Bazı insanlar geçmişteki hatalarından, kırıklıklarından kaçmak isterken, bazıları bunları sindirip bir adım daha ileriye gitmeyi başarır. Ben de, geçmişin acılarını sindirmeye ve onları birer “yedikleri” olarak görmek yerine, onlarla yaşamayı öğrenmeye başlamıştım.

O gün Ahmet’le vedalaştık. Artık bir farklılık vardı; içimde bir ağırlık yoktu. Yavaşça yürüyerek, o sabah Kayseri’de hissettiğim hayal kırıklığını geride bırakmaya başladım. Geriye sadece umut ve kabullenme kalmıştı. “Öd yenir mi?” sorusunun cevabını bulmuştum: Bazen öd, içinden geçebileceğin bir süreçtir. Onu yediğinde, sadece geçişini kabul etmiş olursun.

4. Sonuç: Her Şeyin Bir Yolu Var

Öd yenir mi? Evet, belki de yediğimiz her şey bir şekilde içimizde bir şeyleri kabul etmekle ilgili. Geçmişin yaraları, zamanla iyileşir, ama her yara iz bırakır. Bu izler, bazen bize acı verir, bazen de bizi güçlü kılar. Kayseri’nin sokaklarında, yavaşça yürürken, o sabah hissettiklerimi bir defterin sayfalarına dökmek istedim. Çünkü bazen bir soru, hayatı değiştirebilir. “Öd yenir mi?” sorusu, o gün için benim için hayatın anlamını keşfetmeye başlamamı sağlayan bir adım olmuştu.

Ve belki de hayat, ödleri yediğimizde değil, onlarla yüzleştiğimizde başlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
403 Forbidden

403

Forbidden

Access to this resource on the server is denied!